Beni koparmışlar kendimden... Nasıl olmuş, hangi arada becermişler bunu, bilmiyorum. Beni kendime ve hayatıma nasıl yabancılaştırmışlar?
Odamdayım... Uzak, büyük ve kendi içinde bile yalnız bir kentin orta yerinde, bir evdeyim. Kendimleyim... Bütün gün kendimi taşıdım. Beni taşımak ne kadar zormuş anladım.
Yatağa uzandım ve kendimi farkettim. Hiç tanımadığım, daha önce görmediğim bir boşluga bakar gibi baktım solgun yüzüme. Öylesine uzaktım ki kendimden...
Seni aramayı düşündüm, sonra vazgeçtim. Sana haksızlık yapamazdım. Oysa sen hep aradığım yerdeydin. Belki bir telefonun öbür ucunda. Belki rüya güllerinde. Belki de yanımda, yanı başımdaydın.
İyiliklerimi düşünmeliyim, dedim. Çünkü bu benim kendimi iyi hissetmemin tek ilacıydı. Ama iyiliklerimin bile güçsüzlüklerimden kaynaklandığını en iyi ben biliyordum.
Benim aynamı kırmışlar. Paramparçayım artık... Elime sahipsiz keskin bir bıçak vermişler. Hem kendimi, hem de etrafımdakileri yaralamaya ne zaman başlamışım, bilmiyorum. Ama başarmışım. En iyi bunu yapmıştım. Kendimi parçalayarak, tüm parçalarımı savurmuşum dört bir yana.
Benim derdim seninle değil. O’nunla ya da bununla da değil. Benim derdim kendimle...
Hayat dediğimiz nedir ki? Hayatı hayat yapan bizim korkularımız. Arzularımız, özlemlerimiz... Hırslarımız, kayıplarımız...
Yaşamak bir ödülmüş... Öyleyse yaşamak ne zamandan beri bir suç oldu?
Önder Durmuş